myspace codes
Click here for AYSE CETİNLE YAZILARA HOŞ GELDİNİZ
myspace layout

HIKAYE - Ayşenin Günlüğü - Blogcu cursor



AYSE CETİN SELAM

Ayşenin Günlüğü

8/4/2006 - HİTLER VE STALİN

Kategori: HIKAYE

HİTLER VE STALİN

 

Hitler ve Stalin bir barda oturmaktadırlar. Bir adam içeri girer ve barmene bunlar Hitler ve Stalin değil mi diye sorar. Barmen "Evet, onlar" der. Sonra adam onlara doğru yürür ve sorar:
- "Selam, ne yapıyorsunuz?"
- Hitler cevaplar: "3. Dünya savaşını planlıyoruz."
- Adam sorar. "Gerçekten mi? Neler olacak?"
- Hitler:"Bu sefer 14 milyon Yahudi yi ve bir bisiklet tamircisini öldüreceğiz" der.
- Adam sorar: "Bir bisiklet tamircisi mi???!"
- Hitler Stalin'e döner ve der ki: "Gördün mü, sana kimsenin 14 milyon Yahudi yi takmayacağını söylemiştim

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/4/2006 - saka kuşunu takvimi

Kategori: HIKAYE

SAKA KUŞUNUN TAKVİMİ

 

yükselen bir çam ağacı vardı! Ağacın altına renk renk paketler, oyuncaklar konulmuştu. Çocuklar ağaKüçücük bir saka kuşuydu "Yavrukuş". Daha yuva kuracak kadar da büyümemişti. Bilirsiniz, saka kuşları tembel tembel dallarda tünemeyi hiç sevmezler. O da bütün gün dallardan bahçe çitlerine, ev çatılarından çalılıklara neşeyle uçardı. Akşam olduğunda da Yavrukuş kendine ağaçlarda bir kovuk arar, orada sabahlardı. Tüylerini kendine yastık yapar, kanatlarını da yorgan gibi üzerine çeker bir güzel uyurdu.Kış mevsiminin, artık havaların iyice soğuk olduğu günlerinden birinde şans Yavrukuş'un yüzüne gülüverdi. Bir pencere pervazının altında boş bir serçe yuvası buldu. Yuva yumuşacık tüylerle döşenmişti. Yavrukuş hiç düşünmeden yuvaya yerleşti. Annesinin yuvasından uçalı beri, ilk defa böyle sıcak ve sakin bir yuvada uyuyordu.

Gece yarısına doğru evden sesler yükselmeye başladı. Pencerenin camlarından parlak ve renkli ışıklar dışarı süzülüyordu. Yavrukuş çok korkmuştu. Hemen yuvasından uçup, yakındaki ağacın dallarına kondu ve pencereden ne olup bittiğini görmeye çalıştı. Odada tavana kadar cın etrafında sevinçle koşuyor, oyunlar oynuyorlardı. Saka kuşu yavrusu, insanların gece yarısı neden bu kadar sevindiklerini anlayamamıştı. Çünkü Yavrukuş daha o yaz yumurtadan çıkmıştı ve bu koca dünyaya dair fazla bir şey bilmiyordu. O gece, insanlar ışıkları söndürüp yattıktan sonra, çok geç uyuyabildi.


Sabah Yavrukuş dışarda cırlak sesleriyle gürültü yapan serçelerin çığlıklarını duyup uyandı. Yuvadan dışarı uçup şöyle seslendi onlara:
"Ne diye bağırıyorsunuz sabah sabah! Gece yarısı insanların gürültüsünden uyuyamadım, şimdi de siz rahat vermiyorsunuz! Neler oluyor?"
"Ne mi oluyor?" diye şaşırdı serçeler. "Bugün yeni yılın ilk günü. Herkes neşe içinde. İnsanlar da biz de sevinçle karşılarız yeni gelen yılı."
"Yeni yıl mı? O da ne demek?"
"Ah, yazık sen pek de küçükmüşsün" diye güldü serçeler. "Yeni yılın ilk günü yılın en güzel günüdür. Bu gün artık güneş bize geri gelmeye başlar. Bugün takvimin ilk günüdür. Bugün bir Ocak!"
"Ocak mı? O da ne oluyor? Peki 'takvim' ne demek?"
"Anlaşıldı" diye dudak büktü serçeler, "demek sen yumurtadan çıkalı fazla bir zaman geçmemiş. Takvim bütün bir yılın düzenidir. Bir yıl aylardan oluşur. İlk ay Ocak'tır, yani yılın gagasının ucu. Sonra on tane, yani iki ayağının parmakları kadar ay gelir. Şubat, Mart, Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim ve Kasım. Ardından son ay olan Aralık. Ocak nasıl yılın gagasıysa. Aralık da işte yılın kuyruğunun sonudur. Anladın mı Yavrukuş?"
"Hayır, doğrusunu isterseniz hiç de anlamadım" diye iki yana doğru salladı başım Yavrukuş. "Bütün söylediklerinizden aklımda kalanlar 'gaga', 'iki ayağın parmakları', 'kuyruk' kelimeleri oldu. Diğerleri zor şeyler."

"Bana bak!" dedi yaşlı serçe, "Şimdi sen biraz ormanda, kırlarda, tarlalarda uç bakalım. Ama gözlerin! dört aç ve çevrene dikkatle bak. Çevrende olup bitenleri izle. Ayın bittiğini duyunca da geri gel. Bak ben de bu evde yaşıyorum. Yuvam işte çatının altındaki boşlukta. Ben sana bir sonraki ayın ne olduğunu anlatırım. Böylece sırayla hepsini öğrenirsin."

"Çok güzel fikir" diye sevindi Yavrukuş. "Ben mutlaka sana geri geleceğim! Sonra da kanatlarını çırptı ve uçuverdi.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/4/2006 - kötü kalpli büyücü

Kategori: HIKAYE

KÖTÜ KALPLİ BÜYÜCÜ

 

Eskiden ülkelerden birinde yoksul bir adam yaşarmış. Fakat bu yoksul adamın karısı ay ışığı kadar güzelmiş. Birbirlerini çok severler, mutluluk içinde yaşarlarmış. Ama hiçbir kederin gölgelemediği bu mutluluk fazla uzun sürmemiş. Günün birinde o yörenin en kötü kalpli büyücüsü genç kadını görmüş ve görür görmez de aşık olmuş.

"Ne olursa olsun ben bu kadına sahip olmalıyım!" diye de karar vermiş. Planını uygulamak için de kocasının kılığına girmiş. Büyücü olduğu için bu iş hiç de zor olmamış. Tıpatıp benziyormuş yoksul kocaya. Evlerine gitmiş.

"Defol buradan bu benim evim!" diye bağırmış büyücü. Asıl koca çok şaşırmış karşısında aynen kendisine benzeyen birini görünce. Sevgili karısı ise ne yapacağını, kime hak vereceğini bilememiş. Çünkü iki adam da aynıymış!

İki koca adayı kavga etmeye başlamışlar. Kadın bir birine, bir diğerine yardım ediyormuş. Sonunda köyün bilgesinin önüne çıkarmışlar onları, ikisi de kadının asıl kocasının kendisi olduğunu iddia ediyor diğerini sahtekarlıkla suçluyormuş. Ak sakallı bilge biraz düşünmüş: "Bir deneme yapmamız lazım. Sonra karar vereceğim. Şu sandığı görüyor musunuz? İkiniz de sırayla bu sandığı şu dağa çıkarıp, geri getireceksiniz."

Sandığın içinde bilgenin adamı varmış. Önce asıl koca sırtlamış sandığı. Yokuşta nefes nefese kalmış, kendi kendine konuşmaya başlamış:
"Allahım! Nereden çıktı bu bela başımıza! Ama olsun gerekirse bu sandığı yedi kere bu dağa çıkarırım. Yeter ki, karımı kaybetmeyeyim!"
Ardından büyücü sandığı yüklenmiş. Yokuşta o da konuşmaya başlamış: "Bu sandık da ne kadar ağırmış! Ama olsun. O kadını elde etmek için daha ağırını bile taşırım."

Bilgenin sandıkta saklı adamı dönüşte her şeyi anlatmış. Bunun üzerine bilge bir büyücüyle karşı karşıya olduklarını hemen anlamış, şöyle demiş:
"Kim şeker kamışının içinden geçebilirse, bu kadının asıl kocası odur." Gerçek koca saçını başını yolmaya başlamış. Tabii zavallı, kamışın içinden geçemeyeceğini biliyormuş. Öteki ise, "nihayet kadın benim karım olacak" diye sevinip, kamışın içine girivermiş. Ama daha kamışın içindeyken bilge kamışın iki uçunu balçıkla kapatmış ve büyücüyü kamışın içine hapsetmiş! Bütün ülke kötü bir büyücüden kurtulmuş. Birbirlerini çok seven karı koca da mutluluk içinde yaşamaya devam etmişler
.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/4/2006 - yalancı kedi

Kategori: HIKAYE

YALANCI KEDİ

 

Bir zamanlar Sripur diye bir kentte Sudaryan adında bir kral varmış. Aynı kentte Saharadatta adında bir tüccar da yaşarmış.

Bir gün tüccarın deposundaki yağ kavanozlarından biri açık kalmış. Evin kedisi de bu firsatı kaçırmadan kafasını şişeye sokuvermiş. Kafasını kavanoza sokmuş sokmasına ama bir daha da çıkaramamış.

Telaşa kapılan kedinin çıkardığı gürültüyü ve yakaran miyavlamaları duyan dükkan sahipleri kediyi kurtarmaya çalışmış, ama gayretleri nafileymiş. Kavanoz kedinin kafasından çıkmıyormuş.

Sonunda kediyi kurtarmak için kavanozu kırmaya karar vermişler. Ama kavanozun ağzı kedinin boyununda bir bilezik gibi kalmış. Kavanozdan kurtulan kedi tarlalara doğru koşmaya başlamış.

Kendilerine doğru koşan kediyi gören fareler kaçışmaya başlamış. Kedi onlara şöyle seslenmiş:

"Benden kaçmayın! Ben size zarar vermem! Size dokunmayacağıma dair ant içtim. Bakın boynuma da bu yeminin simgesi olarak bilezik taktım. Yakınıma gelin size anlatayım."

Kediye inanan tarla fareleri kedinin etrafinda toplanmış. 0 da farelere neden onlara dokunmayacağı, neden yemin ettiği üzerine bir sürü yalan uydurmuş.

Sonra da fareler artık yuvalanna dönerken kaşla göz arasında en arkadakini yakalayıvermiş. Kedinin oyunu böyIe sürmüş gitmiş. Her gün farelere ahlaklı konuşmalar yapmış, farelerin inancını geliştirmiş, ama ardından kimseye fark ettirmeden onlardan birini midesine indirmiş.

Fare halkı araında iki bilge fare de varmış: Udno'yla Maniko. Her ikisi de çok sevilir ve sayılırmış. Hatta bir sene önce fare halkının neredeyse yok olacağı o kıtlık günlerinde Udno ve Maniko'nun yıllardır biriktirdiği bugday taneleriyle kurtulmuşlarmış. Bir gün fareler Udno'yu aralannda göremeyince merak etmişler.

Udno ertesi gün de ortaya çıkmamış. Tahmin ettiğiniz gibi kediye kurban gitmiş, ama fareler daha bunu bilmiyormuş. Üçüncü gün de Udno ortaya çıkmayınca fareler kendi aralannda sayım yapmış.

Bir de ne görsünler: Aralannda yüz fare eksikmiş. Tabii bu işin hınzır kedinin eseri olduğunu hemen anlamışlar. Bir daha da kedinin yanına yaklaşmamışlar.

İşte hayatı boyunca farelere yardımcı olan bilge Udno'nun olümü de fare halkının yaranna olmuş.

Tasarim: KeyGen - Destekleyen: Netline

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/4/2006 - derisi yüzülen kurt

Kategori: HIKAYE

DERİSİ YÜZÜLEN KURT

 

Bir varmış bir yokmuş, bir zamanlar kendisine kötülük etmiş olan kurnaz tilkiden intikam almak için fırsat kollayan bir kurt varmış.
Bir gün kurt ormanlar kralı aslanın hasta olduğunu duymuş.

"Saygıdeğer kralım, sizin hasta olduğunuzu duydum, uzak yerden geldim, sırf size çare bulmak için dağları taşları aştım" demiş.
Aslan, kurdun bu çabasından çok hoşlanmış:

"Söyle bakalım nedir benim derdime çare?"
"Sizin topraklarınızda şişman bir tilki yaşar. İşte o tilkinin derisini yüzüp karnınıza sarmanız lazım. Hastalığınıza birebir gelcektir."

Aslan tilkiye haber göndermiş:

"Tez elden huzuruma çıkarılsın" diye buyurmuş.

Kral emri vermiş vermesine ama, tilkinin de bu durumdan haberi olmuş. Kurnaz tilki zaten aslanın mağarasının altındaki dehlizlerde yaşar,kralın konuşmalarını duyarmış. Kurdun kendine hazırladığı tuzağı duyunca hemen gidip bol bol sarmısak yemiş. Ardından da çamurlara yatmış kalmış, kürkü baştan aşağı keçe gibi çamurlarla kaplanmış.

Sonra da kralın huzuruna çıkmış:

"Sevgili kulum tilki, gel seni bir kucaklayayım" demiş aslan.

"Efendim, ben de size yaklaşmak için can atıyorum, ama bu saygısızlık olacaktır, çünkü fena halde sarmısak kokuyorum. Sonra üstüm başım da çamur içinde."

"Neden böyle çamura battın" diye sormuş aslan kral.

"Sormayın efendim. Sizin hasta olduğunuzu duydum. Ve derdinize deva bulmak için bataklıklarda yaşayan bilge baykuşa gittim. Çamurlara bata çıka ona ulaştım ve çareyi buldum!"

"Gerçekten mi?" diye sevinmiş aslan.

"Evet efendim. Sizin kullarınız arasında kuyruksuz bir kurt varmış. Onun derisi yüzülecek ve sırtınıza konulacakmış. Siz de anında iyileşecekmişsiniz."

Bunun üstüne aslan derhal kurdu çağırtmış. Kurt tilkinin yüzülen derisini göreceğini sandığından güle oynaya kralın yanına çıkmış.
Onu kim mi bekliyormuş? Sandığınız gibi tilki derisi değil, aslanın muhafızları!

Zavallı kurt derisini kaybetmiş. Kendi kazdığı kuyuya kendi düşmüş

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/4/2006 - yoksul çoçuk ve dilenci

Kategori: HIKAYE

YOKSUL ÇOCUK VE DİLENCİ


Kafdağı'nın da ötelerinde bir ülkede öksüz bir çocuk yaşarmış. Üveyannesi bu oğlanı hiç sevmez. yemek bile vermeden koyunlara çobanlık etsin diye kırlara gönderirmiş. Öğle vakti geldiğinde öksüz oğlan çıkınındaki kuru ekmeği çıkarır, pınarın suyunda ıslatarak yumuşatır, karnını doyururmuş.

Bir gün yine ekmeğini suya batıra batıra yerken bir dilenci gelmiş. Öksüz oğlan onunla konuşmaya başlamış.Derdini anlatmış, ama dilencinin de karnının aç olduğunu öğrenince kuru ekmeğini onunla paylaşmış.

Yemekleri bitince dilenci ona şöyle demiş:

"Ben aslında bir dilenci değilim, dilenci kılığında gezen bir periyim. İstediğin şeyleri gerçeğe dönüştürebilirim. Üç dilekte bulunabilirsin."

Öksüz oğlan ne dileyeceğini düşünmüş ve şöyle demiş:

"Birine baktığımda onu hıçkırık tutmasını istiyorum. İkinci olarak bir ok istiyorum. Elimdeki yayı ve oku gören kim varsa, oku attığım yere doğru koşmalı. Bu da ikinci dileğim.Üçüncü dileğime gelince; bir kaval istiyorum. Çalınca dinleyen herkesi istese de istemese de dans ettiren sihirli bir kavalım olsun."

Dilenci çocuğun isteklerini yerine getirip kayboluvermiş.

Akşam eve döndüğünde üvey annesi daha eve girmeden çocuğa bağırmaya başlayınca, oğlan da üvey annesinin gözlerine bakmış. Üvey annesini bunun üzerine bir hıçkırık tutmuş ki sormayın. Bırakın oğlanı azarlamayı, artık konuşamaz hale gelmiş.

Üvey annesi sabaha kadar hıçkırmış, sonra da üvey oğlunun kendine büyü yaptığını düşündüğünden krala gidip oğlunu şikayet etmiş. Kral askerlerini gönderip oğlanı huzuruna çıkarmış.

Kral, gül bahçesinde, palmiye yaprakları altında keyif yaparken annesine büyü yaptığı için öksüz çocuğa ceza vermeye hazırlanırken, oğlan da yayını çıkarıp dikenli gül fidanlarına doğru bir ok atmış. Kral, askerleri ve hizmetkarları, hep birlikte okun ardından güllerin arasına koşmuşlar.
Öksüz oğlan bunun üzerine kavalını çıkarıp çalmaya başlamış.

Bütün saray halkı güller arasında oynamaya başlamaz mı! Yorgunluktan bitkin düşünceye kadar oynamayı bırakamamışlar. Elleri yüzleri gül dikenleriyle çizilmiş, ama dans etmekten kendilerini alamıyorlarmış. Kral öksüz çocuğa yalvarmış. Kaval çalmayı kestiği taktirde her istediğini yapacağına dair söz vermiş.

Oğlan da kavalı bırakmış.Gerçekten de kral sözünü tutmuş. Oğlanı yanına baş yardımcısı olarak almış. Çocuğuna eziyet eden üvey anneleri cezalandırmak için bir de kanun çıkarmış
.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/4/2006 - kralın mutsuz kızı

Kategori: HIKAYE

KRALIN MUTSUZ KIZI


Bir varmis, bir yokmus... Çok büyük bir ülkede, çok zengin bir kralin mutsuz bir kizi varmis. Kralin kizi istedigi her seye sahipmis ancak hiçbir zaman mutlu olamiyormus. Kral bu duruma daha fazla dayanamayip kizina mutsuzlugunun sebebini sormus. Kizi ise çok yalniz oldugunu söylemis ve babasindan bu duruma bir çare bulmasini istemis.

Kral dünyanin en degerli, en güzel yiyeceklerini, giyeceklerini ve dahasini kizina getirtmis ama kiz yine mutlu olmamis. Ardindan kral kizini baska bir ülkeye amcasinin yanina göndermis. Küçük prenses amcasinin yaninda da mutlulugu yakalayamamis. Kiz, amcasindan onu tekrar kendi ülkesine göndermesini istemis. Amcasi onun yaninda kalmasini istiyormus ve göndermek istememis. Ardindan küçük kiz amcasinin yanindan kaçmis ve kocaman bir ormanda kaybolmus. Üzgün ve yaptiklarina pisman bir sekilde, bilmedigi bir yöne dogru yürüyormus. Tam o sirada küçük bir oduncu kizinin kendisine dogru yürüdügünü görmüs. Oduncu kizi prensesin yanina yaklasarak:

- "Sen de kimsin?" diye sormus.

Prenses aglamayi keserek:

- "Ben büyük kralin kizi, küçük prensesim." demis

Oduncunun kizi saskin bir ifadeyle:

- "Küçük prensesin ormanda ne isi olabilir ki?" demis.

- "Ben çok mutsuzdum ve bu sebepten saraydan kaçtim, simdi ise kayboldum ve çok korkuyorum." demis küçük prenses.

Oduncunun kizi, küçük prensese kendisi ile küçük dag evlerine gelebilecegini söylemis. Prenses bu duruma çok sevinmis ve vakit kaybetmeden eve gitmisler.

Oduncu, kizi ve annesi onlar için yemek hazirlarken, küçük prenses de dag evini gezedurmus.

Oduncu, kizinin odasina girince gözlerine inanamamis. Kocaman kocaman raflarda yüzlerce kitap. Fakat prenses kralin kizi olmasina ragmen bunlara sahip degilmis ve oduncu kizinin yanina giderek kitaplarindan birini alabilir miyim diye sormus. Oduncu kizi ise bunu kabul etmis ve en çok sevdigi kitaplardan birini küçük prensese vermis.

Küçük prenses kitabi okuduktan sonra kendisine sunulan diger tüm güzelliklerin bu kitap kadar tat vermedigini görmüs ve anlamis ki mutsuzlugunun tek sebebi simdiye kadar bir kitabinin olmamasiymis.

Sonraki gün oduncu küçük prensesi sarayina götürmüs. Kizini gören kral çok sevinmis ve onu kendisine getiren oduncuyu ödüllendirmis.

Ardindan kizinin çok mutlu oldugunu görmüs ve bunun sebebini sormus, kizi ise kitap okumanin onu çok mutlu ettigini söylemis.

Kral kizinin bu mutlulugunun sona ermemesi için dünyanin tüm kitaplarini ülkesinde toplattirmis ve prenses ömrünün sonuna kadar mutlu ve mesut yasamis...

Ayhan BAYOGLU

Tasarim: KeyGen - Destekleyen: Netline

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- NE HOŞ BİR SAYFA :: NE GÜZEL BİR SAYFA ->

Hakkımda

daimi
Image Hosted by ImageShack.usBağlantılar • Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
tv matik

Kategoriler

Arkadaşlarım

blog layouts

elifce
blog layouts

zelis
blog layouts

mehmetyagiz
blog layouts

AYŞEN YILDIZ
blog layouts

lmaster
blog layouts

maviperi
blog layouts

yildizim
blog layouts

azide
blog layouts

raciegi
blog layouts

merveee
blog layouts

sessizofke01
blog layouts

angelgirl1
blog layouts

tutuklanandestanlar
blog layouts

adjaroja
blog layouts

hobilerimveben
blog layouts

koomikcocuk
blog layouts

cisil
blog layouts

ilkay1
blog layouts

elifclub
blog layouts

sabahyildizi
blog layouts

byrevolutionist
blog layouts

yildizim3
blog layouts

yesilyaprak35
blog layouts

cekom
blog layouts

cattik
blog layouts

sakarya392
blog layouts

destina95
blog layouts

heidi
blog layouts

cisil2006
blog layouts

cisilcetin
blog layouts

kentim
blog layouts

nisan24
blog layouts

nisan24f
blog layouts

bereket
blog layouts

zekigarden
blog layouts

sihirlibahce
blog layouts

yunusegi
blog layouts

cenk71
blog layouts

kalender2006
blog layouts

hayalse
blog layouts

gercekyasamdan
blog layouts

ebrulikiz
blog layouts

nebili
blog layouts

nebili47
blog layouts

gulum2007
blog layouts

nofearfalle
blog layouts

0640esma0640
blog layouts

izoiscaticephe
blog layouts

nepisirsem
blog layouts

nilaydilek
Resminiz:
Maximum boyut: 500 Kb
Yollanabilir: GIF, JPG, PNG, BMP, SWF
Kullanım şartları: Kullanım şartlarını kabul ediyorum